Merhaba. Ben Hüseyin. İş adamıyım, kendi kurduğum bir şirketim var. 3 oğlum ve karımla, halimiz vaktimiz gayet yerinde, lüks denecek varlıklı bir hayat yaşıyorduk. Küçük oğlumun düğününden dönüşte büyük bir trafik kazası yaşadık. Bu kazada sevgili karımı, evli 3 çocuklu en büyük oğlumu ve 4 çocuklu ortanca oğlumu kaybettim. Küçük oğlum ise en mutlu gününde belden aşağı felç kaldı. Bu kazadan 10 gün sonra küçük oğlum hastaneden evine geleli 15 dakika olmadan intihar etti. Bu travmaları kolay atlatamadım, hatta ben de intihar etmeyi düşündüm. En büyük desteğim küçük gelinim Melike’ydi. Melike, en küçük oğlumun karısıydı, onula beraber ameliyathanenin önünde bekleyişimizi halen hatırlarım.
Artık yaşamaktaki tek amacım, geride kalan torunlarımın ve gelinlerimin rahat bir hayat sürmesini sağlamak oldu. O vahim kazadan 6 ay sonra kendimi yeniden işlerime verip bu acı olayı hafifletmeye çalışırken, en yakın dostlarımdan biri aradı. Kendisi Kapalıçarşının en esaslı kuyumcularındandır. Karıma ve gelinlerime aldığımız tüm takıları ve mücevheratları ondan alırdık. Bana, “Hüseyin şirkette işler kötü mü? Senin küçük gelin bugün benim yaptığım takılardan birazını satmaya gelmiş çarşıya. Borç paraya falan ihtiyacın varsa bir alo desen hallederdik?” dedi. Ben şaşkınlıkla, “Yok dostum öyle bir şey! Sen o takıları kim satın aldıysa ve ne kadar istiyorlarsa geri al, ben senden bugün almaya gelir ödemesini yaparım!” dedim.
Telefonu kapatınca, aklıma 2 ay önce Melike ile yaptığımız konuşma geldi. Oğlumun intiharından sonra, şirketteki oğlumun hakkı olan hisseleri Melike’nin üstüne yapmak istediğimi söylemiştim. Neticede Melike oğlumun emanetiydi, hem düğün günü dul kalmıştı, namerde muhtaç etmemek lazımdı. Melike, “Yok baba benim hakkım değil!” falan deyip itiraz etmişti, ama ısrar edip hisseleri üstüne yaptırtmıştım.
Hemen bir kontrol ettirmek lazımdı, belki kızın eli sıkıştı, bana gelmeden şirket hisselerini de satmış olabilirdi. Sekreterim Gülperi’yi çağırdım ve “Kızım bizim tüm gelinlerde olan hisseleri bir kontrol ettir, bir sıkıntı var mı, varsa bana bildir!” dedim. Sekreterim Gülperi, o vahim kazadan yaklaşık 1 ay önce işe aldığım bir kızdı. Eğitim hayatı dopdoluydu. Hem deneyim kazanmak, hem piyasadaki en dişli kurtlardan biri olan benden bir şeyler kapmak için yanımda sekreter olarak başlamıştı. 21 yaşındaydı, 1.70’e yakın boyu, diri memeleri, kahverengi saçları, kahverengi gözleriyle, kalın dudaklarıyla güzel bir genç kızdı. Karımın ölümünden sonra aklıma Gülperi hakkında değişik fikirler gelirdi, sonra da (Saçmalama Hüseyin, yaşını başını almış bir adamsın, yakışıyor mu sana?) derdim kendime.
1 saat sonra gelen haberlere göre bir sıkıntı yoktu, hisseler satılmamıştı. Melike’yi arayıp konuşmayı düşündüm, ama belli ki kızın bir derdi vardı, bunu onun yüzüne vurmadan çözmeliydim. Aklıma Melike’nin babası Tekin’i aramak geldi. Bizim oğlanla Melike nişanlanana kadar Tekin’i pek tanımazdım, piyasada eline vur ekmeğini al tipte biri derlerdi. Çocuklar nişanlandıktan sonra Tekin’e çok iş paslamıştım, toparlanmıştı benim sayemde. Tekin’i aradım, “Bir öğle yemeği yiyelim!” dedim.