2000 yılıydı. 18 yaşındaydım. Lise bitmiş ama üniversiteyi kazanamamıştım. Dershaneye gitmeme rağmen sınavı kazanamadığım için anne ve babamla aram kötüydü. İkisi de her gün surat yapıyordu. Girdiğim işten memnun kalmadığım için ayrılınca evde durumlar daha da karıştı. Babam bir akşam beni dövmeye kalkınca annem dayımı aradı, beni yanına göndermek istediğini söyledi. Dayımın cevabı olumlu olunca ertesi akşam annem beni otogardan otobüse bindirdi. Cebime biraz para koymuştu.
Dayımın otelinde çalışacak, para kazanacaktım. Dayım bildim bileli İzmir’de yaşıyordu. Orada otel işletiyordu. Çocukken sadece bir kere gördüğüm, bayramlarda telefonda bir dakikayı bulmayan konuşmalar yaptığım birisiydi. Birkaç yıl önce yengemle ayrılmışlardı. İki kızı vardı. Yengem onu terk etmiş ama boşanma davası açmamıştı. Dayım otelde yaşıyordu.
Annem dayım ve yengemle haftada birkaç defa telefonda konuşuyordu. Yengemi de yıllardır görmüyordum dayım gibi. Kızlarının biri benden iki yaş büyük diğeri benimle yaşıttı. Yengemin Çingene olduğunu öğrenmiştim annemden. Babasının sokaklarda çalgıcılık yapıp ayı oynattığını, annesinin de çiçekçilik, falcılık yaptığını söylemişti. Yengemle dayım birbirlerini çok seviyorlarmış eskiden, ama sonra araları bozulmuş, ayrılmışlardı. Ama ayrılmış olsalar da halen görüşüp konuşuyorlardı, dayım yengem ve kızlarına para vermeye devam ediyordu.
Sabah otogarda dayım karşıladı. Küçük bir çocukken gördüğüm adam çok değişmişti. O zaman kısa siyah saçlı, bıyıklı birisiydi, ama şimdi saçlarını uzatmış, arkadan atkuyruğu yapmıştı. Sol kulağında metal bir küpe vardı. Saçlarının önü ve tepesi seyrelmişti. Bıyığı yine duruyordu ama incelmişti, eski gür bıyıkları yoktu. Bana sıkı sıkı sarıldı. Kız halaya oğlan dayıya çeker sözünü doğrularcasına benim tipim ve yüz hatlarım dayıma benziyordu. “Kocaman olmuşsun kerata, bu bıyıklar ne böyle, öf kollara bak, bunları nerde şişirdin?” diye diye takıldı eski model arabasını kullanırken.
Sahibi olduğu otel Basmane adında bir semtteydi. İlk defa geliyordum İzmir’e. İstanbul’u bile doğru düzgün bilmiyorken İzmir bana çok yabancıydı. Dayımın oteli 4 katlı eski bir binaydı. Otelin 20 odası olduğunu söyledi. Yıllardır annem, “Benim kardeşimin oteli var!” diye şişinip durmuştu. Ben de otel deyince büyük bir yer sanmıştım. Kapısında gösterişli giyinmiş kapıcıların, resepsiyonda üniformalı çalışanların olduğu bir yer hayal etmiştim, ama gerçek çok başkaydı. Dar bir sokaktaki otelin hayalimdeki ile ilgisi yoktu kesinlikle. Küçücük metal bir tabelası vardı sadece.