Monoton bir hayat yaşıyordum. İşe git, eve gel, yemek ye, yat, seviş, kalk, iş, ev… Aynı, hep aynı. Böyle gıcık bir zamanda bir gün baldızım kocası ile tartışıp önce ailesinin yanına, orada rahat edemeyince de bize gelmişti. Anlattı. Dinledik.
Kocasının spermi az olduğu için çocukları olmuyormuş. Buna rağmen kocası suçu baldıza atıyor,
“Onca sene geçti, artık millet benimle dalga geçiyor, nasıl olacaksa olsun, yeter ki hamile kal artık!” diyormuş. Doktorlara, hacılara hocalara gidilmiş, tabii olmayınca olmuyor. Arkadaşlarının gırgırı, şamatası bizimkilerin evinde ağır tartışmaya kadar gitmiş.
Ben bunları dinlerken baldızın akan göz yaşlarını siliyorum,
“Her evde kavga olur. Sakinleş, seni eve bırakayım. Bacanakla bir de ben konuşayım, nasıl senin gibi bir kadına bunları yapar!” diyerek sakinleştiriyorum. Gece yarısına doğru baldız,