Merhaba, ben Muhittin. Aslen Diyarbakır’ın bir köyündenim, çocukluğum orada geçti. Hikayemin kahramanı üvey ablam Zeliha benden iki yaş büyüktür, o da benimle birlikte köyde büyüdü. Zeliha ablam liseden sonra üniversiteyi kazandı ve Kütahya’ya gitti. İlk sene yurtta kaldı, sonradan oradaki bir akrabamızın kiralık dairesi boşalınca orayı tuttu ve tek başına yaşamaya başladı.
Ben okumadım, köyde ailemin çiftçilik işleriyle uğraşıyordum. Bu sebeple yaşım gelince hemen askere gittim. Askerlik yaptığım İstanbul’da tertibim Hasan vardı. Hasan Kütahya’lı olduğundan, ona, “Benim üvey ablam da Kütahya’da okuyor, Kütahya nasıl bir şehir?” diye sormamla aramızda muhabbet başlamış, zamanla da onunla çok iyi arkadaş olmuştuk.
Benim askerlik bitti ve tezkereyi alır almaz memlekete gitmedim, Kütahya yakın diye Zeliha ablamın yanına uğradım. Geleceğimden haberi vardı, bana güzel yemekler hazırlamıştı. Yemeğimizi yedikten sonra oturduk, sohbet muhabbet, özlem giderdik. Sabah kahvaltımızı yapınca o okula gitti, ben evde oturup vakit geçirdim. Hiçbir yer bilmediğim için akşam birlikte çıktık, gezdik, gece eve geldik.
Zeliha ablam 1.75 boyunda, esmer, kapalı bir kız idi. Balıketli bir fiziği vardı, ama ona çok yakışıyordu. Halen başörtüsü takıyordu, ama Kütahya’ya geldikten sonra giyimi kuşamı değişmiş ve güzelleşmişti. Çarşıya çıktığımızda erkeklerin ona bakışları dikkatimi çekmişti.
Ben geleli bir hafta olmuştu. Her akşam dışarı çıkıyorduk. O gün yine akşam dışarı çıktık, biraz gezdik. Sonra bir çay bahcesinde oturduk, çay içiyorduk. O sırada telefonum çaldı. Arayan benim tertip Hasan idi. Hemen açtım telefonu. Ben hiç izin kullanmadığım için ondan bir hafta erken gelmiştim. O da teskeresini almış şimdi Kütahya’da imiş. Bulunduğumuz çay bahçesinin yerini tarif ettim, çay kahve içeriz, biraz sohbet eder, dertleşiriz diye düşündüm.