Babamın vefatından sonra annemin yeniden gülmesi, hayata yeniden sarılması beni mutlu etse de, aldığı kararları doğru bulmuyordum. Bu hayatımızı ciddi derecede etkiliyordu. Babam öldükten sonra annem kendini kaybetmişti. Ben de farksızdım. O zamanlar 14 yaşındayım. Yeni olgunlaşıyordum.
Babam ölünce bize bir ev, bir araba ve birkaç küçük arsa bırakmıştı. Hazıra dağ dayanmazdı tabii. Bu birikim ben 16 yaşıma geldiğim zaman bitmeye başlamıştı. Annemin birileri ile görüştüğünü biliyordum. Saklamaya çalışsa da bu konuda çok iyi değildi.
Bir kadın için yalnızlık zordu. Şu zamana kadar maddi ihtiyaçlarını karşılamış olsa da, duygusal ve cinsel ihtiyaçları da vardı. Yaşanacak güzel günleri vardı. O da haklıydı. Ama kendinden sekiz yaş küçük biriyle de görüşemezsin bence!
Annem 40 yaşındaydı ve normalde çok bakımlı bir kadındı. Ama babamın ölümünden sonra biraz ipin ucunu kaçırmıştı. Bir kendini çevresindeki erkeklere gösterme hevesi, kendini beğendirme telaşı, dekolte giysiler, mini etekler, seksi çoraplar, çamaşırlar…
Aslında bu kadar kendini teşhir etmesine gerek yoktu annemin… Doğal seksiliği ve güzelliği her erkeği kendine baktıracak derecedeydi. Masmavi gözleri ve doğal kızıl saçları bana da harika bir genetik mirastı. Onun kızıl mirasını ve mavi gözlerini ben de taşıyordum.